29 Ekim 2016 Cumartesi

mevsim yaprakları pek sabırsız
sanki üzerime basıyorsun
sanki benmişim gibi
o kurumuş, çatırdayan ses

sanki sende doğmuşum
köküm
dallarım
ve bunca yeşilim.

arka bahçende yağmurunla beslenen
bi çam ağacıyım
var gücümle büyüyorum balkonuna doğru
büyük bir hışımla
ve şiddetle
ve tutkuyla.

soran olursa seninim
gören olursa gövdeme yaslan
ardıma saklan
sığın,
bu toprak üşütmez seni.

heybetli sanıyorsun, değilim
bakışların karşısında
yeni yeşermiş
bir fidan gibi güçsüz
çelimsiz
ve mahçubum.

kaç kere kırıldı dalım
kaç kere soldu yaprağım
kendi mücadelemden.

dokunduğunda ellerin
ah bir sarıldığında ellerin
dağ gibi uzayıp giden bu gövdem
çöküyor dizlerine
sevdasına kavuşmayı bekleyen
bir papatya gibi.
beni kopar
beni yakana tak
şen şakrak saçlarının arasına kavuştur

şu yeşilliğimin
başka türlü anlamı yok.

ebrar yasemin kurt

27 Ekim 2016 Perşembe

anladığım bir yanı yok bencilliğimin
yanında ellerini sıkı sıkıya tutmaktan olsa gerek
üzerine titremekten
ve sen nereye dönsen oraya bakışlarımı çevirmekten
kızacaksan kız yine de
hor görme aptallık seanslarımı
inan kısa sürecek,
temelinden yıkıp kendimi
kucağına koşmam.
bu güzel gonca ellerin
sanki aklımdan hiç uçup gitmeyecek
hep yanımdasın sanışlarım.
hadi yarışalım
kim daha çok özlüyor kokunu
yastığım mı
ben mi?
biraz da sen anlat
ben susturacağım karanlıkları.
gecenin bir vakti
güneş doğacak gölgelerimize.
ve bu sıcaklık
ve bu aydınlık
ve bu gemici düğümü olmuş bacaklarımız.
kenetlenmişliğimize sarılacağız
azmış gibi yan yanalığımız.
ve şimdi
ay eteklerini çekerken
gün doğumunu izle.
göğsüne saklanmış yıldızlar benim.
dudaklarına dokun
yumuşak parıltılar da ben.
şarkıların üzerine basa basa yürü.
biz maziye yenilmeyiz
dupduruyuz,
ve sırılsıklam.
hepsi aşktan.

ebrar yasemin kurt

26 Ekim 2016 Çarşamba

yonca yaprağı güçlü yanını sevdirircesine
ve geceden geçen tüm kederleri estirircesine
kendi çizgisini geçemezken vicdan
küfrü edepten bezdirircesine
konuşuyor esprisine,
bi başkasının kulağına,
bi başkasının ağzıyla.
çelikler sarmış bedenini
ve
tüm çeperleri gururla kuşanmış.
bu masa peşimden gelir diye
perdeler üzerime yıkılır
dolaplar beynime beynime sıkışır diye.
bekliyor sabırsız bir tebessüm dudak kıvrımında
aşkı tenine değdirircesine.
tüm bu es verilmiş cümleler benim
yutkunup duran kupkuru kursak benim
buna rağmen sen misin
arındığım apayrı sessiz gölgeler?
şimdi konuş biz miyiz
karanlığın içinde sevişen gizlercesine?
bu sarılınacak bi kaldırım taşı
sen köşe başında açmış güçlü yonca
ben gecenin düğüm düğüm olmuş rüzgarları.
çatlaklara sahip ruhlarımızı
birbirine sarıp sarmalayalım.
ve bu baş yapıtı tanıtalım yıldız demetlerine.
duyacaksın bu aynı his,
tüm sıkıntıları affedercesine.
hadi,
bir şey desene.

Ebrar Yasemin Kurt
aslında benim kaçta uyuduğumun bir önemi yok
yatak kabul görmedikçe izbe bedenimi
yetişemiyorum rüyalarıma
ve koştukça ardından nefes nefese,
sere serpe izliyorum dönüp duruşumu
aslında benim saat kaçta uyandığımın bir önemi yok
radyolar aynı saatte başlıyor yayına
beni beklemiyor hiçbir çiçek açmak için
ya da işi bırakmıyor hiçbir horoz
mutluyum, köpek aynı köpek
mutsuzum, aynı havlama kulağımdaki
bir şarkılar değişiyor
uyuma ve uyanma evresinde yolları ayrılıyor
radyo aynı radyo
kafa aynı teneke
uyanırken sopayla vuruyor beynime melodram bir çocuk
gözümü yummak epey meşakatli bir suskunluk.
ben yine aynı ben
kendimle konuştuklarım
içerime bağıra bağıra sorduklarım aynı
saat baya aynı
ve şiir eskisinden daha keskin bugün.

Ebrar Yasemin Kurt
sevişmeyi öğrendik
vücut ısıları eşit iki insan olmayı
terli bir tene dokunmanın sevdasını
çarşaf şıkırtılarıyla tanıştık
gece yarısı uyanık kalmayı
iki yana uzayan dudaklarımız var
bu alıştığımız gülümseme kavramı
müziğe kapılıp sigarayı yarım bıraktık
oldu bunlar evet
güneşin alnında yüzünü izlerken
hoşaf ettik birayı
sokaklarda utanmadan koşmaya başladık
çekinmeden gözlerden inatla sarılmak gibi
denize karşı ayak uzattık
çingenelerle sohbete daldık
tek bir güle milyonlar bayıldık
çünkü aşka rastladık
çünkü içimize
çünkü birbirimize karıştık
iyi ki anladık
iyi ki bağlandık

ebrar yasemin kurt
sabaha karşı yazılmış her şiir
temiz hecelerin özgür dalgalarına aittir.
kimse görmese dahi
okunmasa
bilinmese dahi
durduğu yerde şenlenir ve filizlenir.
yoksa hayat kabul görmemiş heves tohumları mı
toprağından kovulmuş
yaprağından atılmış niyet zerrecikleri mi
nerede yürüyorsak
ve kapılıyorsak hangi arzuya
gecenin sesinden duyulmuyor yolların çığlığı
haberi olsun takım yıldızlarının
bildirilmeli galaksiye
anlatılmalı bir şekilde ayın yüzüne yüzüne
burada bir şeyler saklanıyor
tüm adımlar geriye doğru
şimdi varsa dağılacak bir kaçış fikri
tam göğsümün ortasına yükleyin
çünkü biz
yeryüzünün kaybetmeye meyilli çocuklarıyız.

ebrar yasemin kurt
ki ben seni anlatmak istesem
önce uzun bir soluk alıyorum
içime yerleştiriyorum
göğsüme hapsediyorum
hiçbir dudak kıpırtısı 
izin vermesin gövdemden çıkışına
sebep bundan dolayı derinken
manası yeşil bir ışık gibi
alâsı kokulu bir mandalina
yarası elden kaçmış uçan balonlar
ben seni anlatmak istesem
anlatamıyorum da
kendime ve zeval gelmesin diye
gözlerimi kapattığım maviye
sen bilmezsin neden
herkesken kimse gibi dolanmanın gayretini
kahverengi tohumlar
ve umut ve güvercin
kendime şaşkınken
sen ne yaşadımsa
tamamısın
turuncusu
kırmızısı
sen göksün
ve evvelim,
önüm ardım.

ebrar yasemin kurt
evden çıkmışım adımlarım hızlı
göğsüne yanaşmışım otobüsü kaçırıp
sığınmışım bulutun ıslağından
saklanmışım
ağlatmışım
sorsan çok hoyratmışım.

sen de bilirsin ya beni
dokundukça ellerine
ağlarmışım
anlarmışım.

insan bildiğinde gerçeği
sarıldığında sana
dayanamazmış
yanarmışım.

güzelliğinin evime doldurduğu koku
tıkanırcasına damarlarım,
dibine kadar
koklarmışım.

yüzüme bakınca sen
sıkışır ya içim
yoklarmışım ya kalbimi.
izlermişim ya öyle usul
bedenin narin çiçeklermiş
böğürtlenmişssin
çilekmişsin.

baharmışsın ya temelli
uzun uzadıya yazarmışım
hiç uslanmaz mı insan
iflah olmazmışım.

ebrar yasemin kurt

bu galaksinin gözlerinin rengi

bu galaksinin gözlerinin rengisin sen
en can alıcısı, koyusu, parlağı
tutkulu ay ışığının üzerime düşen ışıltısı
başıboş bir köpeğin ayaklarına dolanma gayreti
ve neşesi ve umudu.
yoksul kent romanlarında geçen
koltuk altındaki ekmek şerefisin.
insan olma telaşında
gülümseyen bir yüz.

buraların havası pek bi bozuk
fabrika kokuları, dik yokuşları
gel de sindir sindirebilirsen
dumanlı solukları.

yine de istersen cam kenarına oturup
bir otobüsün,
gidebiliriz.
nereyesini bilmeden,
dönüşünü düşlemeden.

bu galaksinin gözlerinin rengisin sen.
kahverengisi.
esmer bakışlarısın.

boşver zamanı
yıkıntıları boşver
enkazları da bırak ardında.
dedim ya gidebiliriz.

yağmurlarınla silelim
ellerinle dizelim
yüzünde birikelim.
birikelim ve çoğalalım
neticede aşkız ikimiz de
düşününce aynı güz
nereden bakarsak aynı bahar bizimki
ve hala aynı
bu galaksinin gözlerinin rengi.

senin tenin, senin derin.
senin izin,
senin,
senin...

ebrar yasemin kurt